

Orhan Pamuk ve Masumiyet Müzesi…
Efendim Serhad Artvin Gazetemizin bu haftaki konuÄŸu Orhan Pamuk’un büyük eseri Masumiyet Müzesi.
Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi romanını elime ilk aldığımda ve son sayfasına gelip kapattığımda zihnimde asılı kalan; Hayatta en çok neye tutunuruz? Geride bıraktıklarımıza mı, yoksa bir zamanlar çok sevdiÄŸimiz birinin dokunduÄŸu, kokusu hala silinmemiÅŸ küçük bir nesneye mi? soru buydu. Bu kitap, sadece Kemal ile Füsun’un imkânsız, hırpalayıcı ve bir o kadar da saplantılı aÅŸkının hikayesi deÄŸildir. Bu, hepimizin içinde bir yerlerde taşıdığı "zamanı durdurma" arzusunun, hatıralara duyulan o sessiz ve inatçı sadakatin romanıdır.
Kemal, Füsun’u kaybettikten sonra onun yokluÄŸuna alışmak yerine, onunla var olan eÅŸyaları biriktirmeyi seçer. Füsun’un yaktığı sigara izmaritleri, tuzluklar, saç tokaları, evdeki porselenler, sokakta gördüÄŸü tatlı kaşıkları... Dışarıdan bakıldığında bir istifçilik gibi görünen bu biriktirme hali, içeriden bakıldığında aslında derin bir yasın ve zamana karşı direniÅŸin en somut halidir. Kemal, o eÅŸyalar aracılığıyla Füsun’un zamanını dondurur. Çünkü bilir ki, eÅŸyalar insanlardan daha sadıktır; onlar anıları saklar, rengini soldurur ama asla terk etmez.
Romanı okurken insan ister istemez kendi geçmiÅŸine dönüp bakıyor. Bizim de evimizin bir köÅŸesinde, belki eski bir çekmecenin dibinde, anlamını sadece bizim bildiÄŸimiz "kutsal" eÅŸyalarımız yok mudur? Artık hayatta olmayan birinin kokusunu taşıyan bir atkı, çocukluÄŸumuzdan kalma kırık bir oyuncak ya da yarım kalmış bir sevdanın tek hatırası olan sararmış bir bilet... Hepimiz aslında kendi hayatlarımızın küçük müzelerini kurarız, ruhumuzun derinliklerinde. Farkımız, Kemal kadar büyük bir müze binası inÅŸa edememiÅŸ olmamızdır belki de ama acımız da sevgimiz de aynı yerden beslenir.
Orhan Pamuk, sadece kurgusal bir karakterin deÄŸil, bir dönemin İstanbul’unun, sokaklarının, ev hallerinin ve kaybolan masumiyetimizin de envanterini çıkarır. Romanın o meÅŸhur ilk cümlesindeki gibi: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
İşte bütün mesele o anı bilmemekte, geçip gittikten sonra kıymetini anlamakta saklıdır.
Bugün Artvin’in serin rüzgarına karşı kahvenizi yudumlarken, etrafınızdaki eÅŸyalara bir daha bakın derim. Belki de her birinin ardında saklı, kimsenin bilmediÄŸi bir masumiyet hikayesi vardır. Zaman akıp gidiyor, evet; ama hatıralara tutunmayı bilenler için, hiçbir ÅŸey gerçekten kaybolmuyor.
Sevgiyle kalın.
Bu makale 10 kez okundu.
| 23.09.2026 | Ziyaretçi |
| Online | 17 |
| Bugün | 1857 |
| Toplam | 28242273 |